DURUŞMA FOTOĞRAFI İÇİN SAVCI NE DEDİ?
NAGEHAN ALÇI'YI KİM ÇILDIRTTI?
TRT BU HABERİ KONUŞUYOR!
MİLLİYET'E YAKIŞMADI!
19 Mayıs 2012 Cumartesi
BANU AVAR, ATİLLA İLHAN'I ANLATTI!
BANU AVAR, ATTİLA İLHAN’I ANLATTI…
10 Ekim 2005′te yalnızca bir şair, bir romancı ayrılmadı aramızdan. Türkiye’nin en sancılı dönemlerini, en önemli kırılma noktalarını yaşamış, ufku geniş, devrimci, Atatürkçü bir aydın “koyup gitti” bizi. Her eseri baş ucu kitabı olan, tartışılan fikirlerin öncüsü, kısaca bir “fırtına” geçti Türk düşün ve yazın hayatından… “An gelir, Attila İlhan ölür” demişti dizelerinde.
İ.K: Banu Hanım, Attilâ İlhan ile tanıştığınızda henüz on altı yaşındaymışsınız. Nasıl tanıştınız? O yaşlarda bir genç kızın gözüyle, ilk izlenimleriniz neydi Attilâ İlhan hakkında? O’nu 16 yaşımda “Zenciler Birbirine Benzemez“’i okuyarak tanıdım. “Sokaktaki Adam” ve şiirleriyle uzun bir yola çıktım. Ve kısa bir süre sonra onunla birebir karşılaşma fırsatı yakaladım. Çok şaşırdım, çok alçakgönüllü ve sabırlı bir aydındı… Sözleri ile yaşamı çelişkili olmayan, karşısındakine, hangi yaşta olursa olsun, sonsuz saygısı olan, kendine olan güveni ve zerafeti ile o zamana kadar karşılaştığım aydınlardan çok farklı bir duruşa sahip bir yazar/şair/ düşünürdü. Daha önce soldaki bazı büyük isimlerle karşılaşmış ve laubali tavırlarına hayret etmiştim. Yaşantıları, savundukları ile tersti. Attila İlhan için kimse bunu söyleyemez. O savunduğu ilkeler doğrultusunda kendini şekillendirebilmiş az sayıdaki aydınlardan biriydi.. Küçük bir çocuğu bile büyük bir sabırla dinlerdi. Buna şahit oldum… İ.K: Nasıl yaklaşırdı etrafındaki gençlere? İşte söylediğim gibi.. En küçükten büyüğe saygıyla yaklaşırdı. İnanılmaz zarif bir insandı. Bilgisini gençlerin üzerine boca etmez, herkese ‘alabileceği kadar’ konuşurdu. Ve en çarpıcı yanı, takip ederdi. Romancılığının şairliğinin verdiği yüksek gözlem gücü ile bir çok kişiyi , genci, gelişimlerini takip ederdi… İ.K: En çok hangi yönünü örnek aldınız? Yani, hangi Attilâ İlhan? Her yönüyle örnek alınacak bir kişi o. Disiplini, yılmadan, bıkmadan, öf’lemeden İŞİNE DEVAM EDİŞİ, çok kötü dönemlerin içinden geçerken yılgınlığa ASLA kapılmayışı…beni çok etkiledi. Attila İlhan tanıdığımız bazı aydınlar gibi, sabah başka akşam başka, ya da şurda başka burada daha başka yüzleri olan biri değildi. Bir BÜTÜNdü. İ.K: Onunla birlikte çalışmanın zorluğu oldu mu hiç?
İ.K: En çok neye sinirlenirdi? Bir kez sinirlendiğini gördüm.. Seneler önce, tuhaf bir ruh halinde, ‘Abi, umudumu yitiriyorum…’ gibi bir laf ettiğimde, gözlüklerinin üzerinden, o güne kadar hiç bakmadığı sertlikte bana baktı. ‘Sen kimsin be!’ dedi, ıslık gibi bir sesle. ‘Bugünkünden kat be kat zor şartlarda, yalın ayak başı kabak savaşanlar umutsuz olmayı akıllarına getirmediler de, dünyanın 18. ekonomisi, 5. büyük ordusuna sahip bugünkü Türkiye’de, SEN umutsuzluktan mı dem vuruyorsun. Bunun adı şımarıklık!’ demişti.Bu lafı lugatımdan sildim o gün bugün…Kendini bilmezlere, kibirlilere ve batı özentilerine dayanamazdı… ‘Atatürkçü’ olduğunu iddia edip, kökü dışarıda cemaatlere, klüplere, ‘governerlara’ , ya da şeyh şıhlara biat etmiş olanlara mesafeli dururdu… İ.K: Attilâ İlhan’a göre hayatının en önemli dönüm noktası neydi? Bilmiyorum… O bir devrimciydi. Ve hayata ‘sürekli değişen, dönüşen’i bularak bakardı.. Ve bu değişimin ana etkenlerini sorgulayarak.. İ.K: İzmir Menemen doğumlu olduğunu ve hayatının önemli bir bölümünün İzmir’de geçtiğini biliyoruz. Biz İzmirliler için de Attilâ İlhan özeldir. Peki, İzmir ne ifade ederdi, Attilâ İlhan için? Ben İzmir deyince, onun bir konuşması gelir aklıma. Onun sözleriyle hikaye şöyle: Bu hikayeyi anlatmış ve sormuştur:. ‘Neden bu kadar sene geçtiği halde, hiç birimiz bu üç şehidin kim olduğunu hiç araştırmadık. Onlar her şeyleriyle, İstiklal Savaşı’nın ‘gerçek temsilcileridir’. Sonuna kadar getiriyorlar ve şehre girerken şehit düşüyorlar. Şu kadere bakın. Ben bunu ilk defa, İzmir’de gazetecilik yaparken Karşıyaka’ya geçtiğim yolda bir abide görünce fark ettim. Sıradan küçük bir taş dikilmişti. Nedir diye merak ettim. Çünkü öyle şatafatlı bir şey değildi. Bir gün arabadan indim ve baktım. Üzerine yaldızla eski harflerle kısacak bir not düşülmüş. Ben Cumhuriyet çocuğu olduğum için eski yazıyı bilmiyorum. Onu aynen kopya ettim. Sonra götürdüm, o zaman sağ olan anneme gösterdim. Annem ona baktı ve iki kelime okudu. ‘Şeref’ ve ‘Namus’. Bu iki kelime, bütün bir İstiklal Savaşının özetidir.’ İşte Attila İlhan için İzmir …
İ.K: “Hatay meselesi özellikle hassas olduğu bir konuydu. Hatta, bu konuyu anlatırken ilk kez gözünün yaşardığını gördüm”, dediniz onunla ilgili bir söyleşinizde. Biraz bahseder misiniz bize bundan? Hatay’ı anlatırken içlenirdi. Bir keresinde dalgın dalgın anlattı ve sözlerinin sonunda, gözünün yaşardığına tanık oldum. Bu bize tanıtılan anlatılan Atatürk’ten farklı bir portreydi. Ve bu Attilâ Ağabey’i çok heyecanlandırırdı. Hangi Atatürk’te, heyecanla dönemden belgeler aktarmıştı:
İ.K: “İsmet İnönü yanlış uygulamalarla Atatürkçülüğün farklı algılanmasına neden oldu” diyordu Attilâ İlhan. Hatta her fırsatta Milli Şef Dönemi’ni eleştirdi. Haksızlık yaptığını düşündünüz mü hiç? Yoksa aynı doğrultuda mı düşünüyorsunuz? Tüm belgeleriyle ortaya koydu bu düşüncesini. Sonuna kadar aynı fikirdeyim. Ayrıca 1893 doğumlu bir babam olduğu için, bu konuyu doğrulayan bir çok belge ve bilgiyi de edindim. İ.K: Atatürk öldüğünde 13 yaşındaydı. 10 Kasım 1938 gününe dair var mıydı anlattıkları? İ.K: Attilâ İlhan olaylara evrensel , bütüncül bakabilen bir düşünürdü gerçekten. Sizi çok şaşırtan bir öngörüsü oldu mu hiç?
İ.K: “Herkesin ayağına bastım ben, herkesin rahatını kaçırdım. Bu yüzden istenmeyen adam oldum her devirde” demişti. Neydi bu kadar rahatsız eden insanları? İ.K: Attilâ İlhan’ın ardından birçok şey yazılıp çizildi, yorumlar yapıldı. Bunlar arasında sizi kızdıran ya da üzenler oldu mu?
İ.K: O sadece bir aşk şairi değildi, bunu artık hepimiz biliyoruz. Peki dönüp bakınca, anlaşılmış mı gerçekten Attilâ İlhan? Sizin deyiminizle, o “buz dağı” fark edilebildi mi hakkıyla? İ.K.:”Adını silmeye ve onu ‘aşk şairi’ne indirgemeye çalışacaklarını adı gibi biliyordu. Son yıllarda, düşünce kitaplarının üstünün ‘örtüleceği’nden sözediyordu” diyorsunuz. Neydi bu düşüncesini tetikleyen? Korkar mıydı unutulmaktan? Onun yukarda naklettiğim sözlerinden kastı, basın yayını, kitap piyasasını inhisarına almış, kendini ‘sol’ diye tanımlayan batıya hayran ayran budalalarının, sözümona ‘entelektüel bir çevre’nin, onu hepten yoksayamayacakları, o nedenle sadece aşk şiirlerini öne çıkarıp, onu ‘Aşk şairi’ olarak yüceltip, diğer fikir kitaplarını görmezden gelecekleri gerçeğiydi. Bu öngörüsü de o çevreden beklediği şekilde gerçekleşti. Ama gençlik ve halk, şiirleri yanı sıra onlarca kitabını da başucu kitabı yaparak gereken cevabı verdi. İ.K: Benim özellikle merak ettiğim bir şey var. “Batı, bizim aydınları kendine hizmet etsin diye yetiştiriyor. Türk aydını Türk değil” diyen İlhan, Orhan Pamuk’un aldığı tartışmalı Nobel ödülüne ne derdi sizce? Pamuk’u beğenmekle birlikte edebiyat çizgisini eleştirmiş, “Geleceğinden emin değilim” demişti çünkü, bir söyleşisinde. İ.K: “Kadından, paradan ve şöhretten uzak durdum hayatım boyunca” diyor. Şöhretten bence istese de uzak duramadı, ama istese de uzak duramadığı bir bayan olmuş mu hayatında? İ.K: TRT’deki programı neden yayından kaldırıldı? İ.K: Bu duruma tepkisi ne oldu? İ.K: “Daha 17 yaşında hapise girmiş, defalarca soruşturmalara uğramış biri için ölüm hiçbir şeydir” diyordu. Bunca mücadelenin arasında, “yoruldum” dedi mi hiç?
İ.K: 10 Ekim 2005 günü hayatınızın en acı günlerinden biri hiç kuşkusuz. Nasıl bir boşluk yarattı onun yokluğu, hayatınızdan neler götürdü? İ.K: “Bu yılı Attilâ İlhan yılı ilan ediyorum” dediniz. Bu çağrınıza karşılık geldi mi? İ.K: Sizce her yıl hakkıyla anma yapılabiliyor mu Attilâ İlhan için? Ne yapılabilir, neler yapılmalı? Çağrınız var mı bu konuda da? Anmak, bir salona toplanıp şiir okuyup, tiyatral gösteriler yapmak olmamalıdır. Attilâ İlhan öyle anılmaz. Attilâ İlhan halkla anılır. Gençlerle anılır. Batının Deli Gömleği’nde Türkiye’yi anlatarak anılmalıdır. “Hangi Atatürk” okunarak anılmalıdır. Gerçek muhalefetin bir araya gelmesiyle anılmalıdır. Ve öyle de olacaktır. O, “BİR MİLLET UYANIYOR” adlı bir dizi başlatmıştır. İçine her cenahtan vatanseverleri katmıştır. Bir dip dalgasını işaret etmiş, birlik fitilini ateşlemiştir… Onu bu yolda devam ederek anacağız. İ.K: En sevdiğiniz Attilâ İlhan dizeleri ile bitirsek… Aslında ona ait değil bu dizeler, ama onun en sevdiği ve bana el yazısıyla yazıp verdiği dizelerdi: “DURUM BUYSA İSYAN HAKTIR!” İ.K: Teşekkür ederiz… (NOT: Banu Hanım’dan Attilâ İlhan ile çekilmiş bir pozunu istedik, “Maalesef birlikte bir fotoğrafımız bile yok” diyor. O bu konuda hep çekingen davranmış. “Herkes fotoğraf çektirirken, ben utanır, bir fotoğraf çekilelim diyemezdim“, diyor gülerek.) Yükleniyor...
|