BU HAFTA HANGİ FİLME GİTSEK?

Vizyondaki yeni filmler hangileri? İşte bu haftaki film değerlendirmeleri...

05 Mart 2010 Cuma 01:15
http://www.medyameclisi.com/
Hazırlayan: Banu BOZDEMİR

Ses
Ümit Ünal bu sezon iki filmle karşımıza çıktı. Aralıklarla film çeken bir yönetmen için arka arkaya gelen bu iki film çok film demekti… Kaptan Feza masalsı yanı kuvvetli ama herkesin dudak büktüğü bir film oldu. Çünkü Ara, Dokuz, Gölgesizler yönetmenin çoğunluk tarafından beğenilen filmleriydi, Ünal’ın senarist yanı ise hiç de yabana atılacak gibi değildi. Bu kez senaryo Uygar Şirin’e ait… Bir korku ve gerilim filmi… Türk sinemasında psikolojik gerilim filmi olmadığı için en azından bir kısmının ilgiyle izlenebileceğini düşündüğüm filmlerden… Annesiyle yaşayan Derya’nın gaipten sesler duymaya başlaması ve seslerin peşinden bilmedik yerlere gitmesi ve olayları sancılı da olsa çözmesi üzerine film… Filmde gaipten gelen seslerin de her şeyin de sonrasında bir açıklaması var. Rüya ve gerçeğin birbirine karıştığı, çok fazla dışardan (efektif) korkutucu etkiye sahip olmayan ve bu anlamda başarılı sayılabilecek bir film… Gayet iyi tempoda giden film, olaylar çözülmeye başlarken biraz heyecanını yitirse de mekan kullanımı, oyuncuların performansı ve karanlık atmosferiyle en azından bizim sinemamız adına bir yenilik sayılabilir… Sonuçta örneklerini özellikle uzakdoğu – japon sinemasında görmek mümkün olsa da!

Esrefpaşalılar
Biletlerinin önceden satıldığı haberleri sayesinde çekildiğinden ve vizyona gireceğinden haberimiz olan film, insanların dinden imandan çıktıkları bir dönemi anlatıyor. Erdemle güç arasında sıkışıp kalan bu mahalleliler, mahalleye gizemli bir şekilde giriş yapan bir hoca sayesinde kaybettikleri değerlerin ayırdına varır ve birlik beraberlik şarkıları söylemeye başlarlar yeniden… Gayet tarihi bir caminin baştan çıkmış mahallelinin sayesinde viran bir yer haline geldiğini görüyoruz. Bir kere o kadar küçük bir mahallede tarihi eser kıvamındaki bir cami bu kadar örselenmez, mutlaka sahip çıkacak birileri bulunur… Neyse öyle oldu diyelim, herkesin birbirine kötü davrandığı bir ortamda aynı zamanda nasıl bu kadar sakin bir yaşam, neşe ve mutluluk olabilir. Sonra ortama peygamber saflığında düşen bu adam bu kadar kötülük içinde acep nasıl bir yer de yetişmiştir ve bu kadar temiz kalmıştır… Hoşgörünün diğer yanağını göster diyecek kadar tavan yaptığı bu bünyede aynı zamanda modernize bir din algısı da vardır… Hoşgörü, espri, insanları tavlama yeteneği tam da bir cemaat ruhu yaratmak için mükemmel karışımlar… İnsanların ruhuna uhrevi duygular üflemek için gayet zekice br yöntem seçiyor senarist ve yönetmen… Her şeyden biraz biraz koyarak filmin içine ne şiş yansın ne de kebap tarzında bir film çıkarıyorlar ortaya…
Dipnot: Eşrefpaşalılar’ üç yıl boyunca Türkiye’de turnede kalmış ve 400 binden fazla seyirci toplamış bir oyun. Filmin tanıtımları henüz başlamamasına rağmen Daily Motion’da kısa sürede 33 binin üzerinde tıklanma olmuş film için. Bu da artı bir bilgi...

Vampir İmparatorluğu / Daybreakers
Vampir filmleri o kadar fazla popülarite kazandı ki, yakında vampir falan mı oluyoruz, dünyayı saracak olan yeni felaket bu mudur diye iyiden iyiye merak etmeye başladım. Film küçük vampir kızın görüntüsüyle başladığı için önce aklıma Gir Kanıma geldi… Ama sonra karanlık bir ortama çevrilen kameraya çarpan ‘kan arıyorum’ yazıları bambaşka bir filmin içinde olduğumuzu anımsattı bana… Bugüne kadar vampir – insan aşkı, vampirlerin saçtığı dehşetler, onlara karşı birlik olan insanlar görmüştük ama bir felaket senaryosu olarak azalan insan nüfusuna karşılık, dünyayı ele geçiren vampirlere ilk kez tanıklık ediyoruz. Yazar ve yönetmen kardeşler Peter ve Michael Spierig ‘Undead’ isimli zombi korku filmine imza atmışlardı ilk film olarak ve başarı da kazanmışlardı… Bu kez vampir filmi raconuna bilimkurgu ekleyip bildik yolun dışına çıkıyorlar… Film klasik formatları bir kenara itmeden konu olarak vampir filmlerine değişik bir tat katıyor…Fazlasıyla kan var, vampir olmayı reddetme, vampir olmaya meyletme hali de fazlasıyla var. Vampir tarihinize farklı bir kaydetmek istiyorsanız izlemeniz faydanıza!

Alice Harikalar Diyarında / Alice In Wonderland
Alice Harikalar Diyarında 1865’li yıllardan günümüze uzanan bir hikaye… Fantastik edebiyatın babası kıvamındaki bu eser Tim Burton’un ellerinde birazcık değişime uğramış durumda… Mesela Alis evlilik çağına gelip, ailesinin onu evlendirmek istediği hazımsızlık sorunlu gençten kaçıp smokinli tavşanın peşine takılıyor. Rüya ve gerçek arasındaki ince kıvamla başka dünyalara geçiş yapan ama babasının küçük bir çimdikle bu dünyadan kurtulacağı uyarısını da harfiyen yerine getiren Alis, bu harika dünyanın içinde sürüklendikçe sürklenir ve o harika dünyanın kendisi büyürken mahvolduğuna tanık olur. Oysa on yıl önce her şey güzeldir, kavga yoktur, şapkacı ve diğerleri daha normaldir. Alis’in bu kapılardan geçmek ve kötülerle mücadele etmek için pasta ısırıkları ve iksirleri burada da var… Tim Burton masaldaki karmaşayı sanki biraz daha aza indirgemiş, olayları biraz daha anlaşılır kıvamda toplamış gibi… Ve o hayran olunası hayalcücü filmin her karesine sinmiş durumda… Johny Deep şapkacı rolüyle koca ve büyük gözlerle bakıyor bu kez bize… Beyaz prenses rolüyle Anne Hathaway, koca kafalı prenses rolüyle Helena Bonham Carter ve Alis’i canlandıran Mia Wasikowska herkes filmin bu güzel atmosferine daha fantastik bir tat bırakıyor. Alice yeniden harikalar dünyasında yer buluyor kendine….

 
Yükleniyor...