CANLI YAYINDA KONUŞTU VE MERKEZE ALINDI!

Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın Haliç'te Yaşayan Simonlar kitabı ile ilgili olarak soruları NTV'de Yazı İşleri programında canlı yayında yanıtladı. Hanefi Avcı yazdığı iddialarla ilgili olarak kendisine cehennem hayatı yaşatabileceklerini belirterek, merkeze alınmak için dilekçe verdiğini söyledi

26 Ağustos 2010 Perşembe 15:23
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=577959&sa=78359129
Haliçte Yaşayan Simonlar:Dün Devlet Bugün Cemaat" adlı kitabıyla gündeme gele Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, İçişleri Bakanlığı'na merkez emniyet müdürü olarak alınması için dilekçe verdiğini açıkladı.

Yazdığı kitapta devlet yönetiminin cemaatlerin eline geçtiğini iddia eden Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, NTV'de canlı yayınında İçişleri Bakanlığı'nın kendisi hakkında soruşturma başlatması üzerine merkez emniyet müdürü olarak görevden el çektirilmesi için dilekçe verdiğini açıkladı.
NTV'de canlı yayında kitap hakkında kamoyunda oluşan sorularını yanıtlayan Avcı şunları söyledi:
"Ben, 'beni merkeze alın' diyerek İçişleri Bakanlığı’na dilekçe verdim. Yanlış anlaşılmasın. Bunu tamamen kendi irademle verdim. Susurluk olayından sonra hem adli hem idari çok sıkıntı çektim. Benim 34 yıllık bir devlet geçmişim var. Devlet sistemi o mekanizmayı düzeltmemişti. Ben Susurluk döneminde de bir çok yerde anlatmış, yolların yanlış olduğunu, devletin gizli iş yapamayacağını söylemiştim.
Ben kitabın birinci bölümüyle ilgili hazılık yapıyordum. Ancak ikinci bölümde cemaat ile ilgili kısım konusunda bilgileri almamla birlikte müracaat etmem gereken herkesle görüştüm. Sayın bakanla, genel müdürümüzle görüştüm. Bunu yazılı hale getirip dilekçelerimi işleme koydum. Yürümediğini gördüm. Daha yukarıdan çalıştırılması için çaba gösterdim. Ama ilk dilekçemi verdiğim tarih birinci ay, bugün sekizinci ay. Devlette bunun 60 gün içinde yapılması gerekir."


CEMAATİN YAPTIĞI İYİ ŞEYLER DE VAR

Cemaatin iyi şeylerde yaptığını özellikle vurgulayan Avcı, "İki şeyi birbirine karıştırmamak gerekiyor. Ben cemaatin kendi yaptıklarına, okullarına, hizmetlerine karşı çıkmıyorum. Bunu yapabilirler, bunlar hizmette olabilir. Ben onların polis içine girerek, suç soruşturmalarına karışmalarına karşıyım" dedi. Avcı şöyle devam etti:
"Okullarının bir takım müesseselerinin faydalı olduğu inancındayım. Ben her zaman her şeyi açık ve net yaparım. Muhatabıma da mutlaka açık konuşurum. Ben kitabı yazmadan önce, cemaatin ileri gelenlerinden sayılabilecek bazılarıyla görüştüm. Dedim ki, bugün polis asker içinde cemaatin yaptığı olaylar var. Bir takım iftiralar vardır. Kitapta söylediklerimi anlattım. Bunların hata olduğunu, devlete millete hatta kendilerine de zararı olduğumu söyledim. Size karşı tavır alacağım dedim.

CEMAATE DE ANLATTIM
Kitabı açıkça söylemedim. Basına açıklama yapabilirim, tavır koyabilirim diyerek söyledim. Cemaate bunları net olarak anlattım. Hatta cemaatin daha üst düzeyinde bilinebilen, hemen herkesin duyduğu kanaatteyim. Saatler süren tartışmaları, iddialarımı söyledim. Biz bunu anlatırız diyerek cevap verdiler. Ancak cevap dönmediler, emare de görmedim.

YETERİNCE DELİL VAR
Kitapta anımsanmayacak kadar delil var. Bu kitap bir deliller kitabı değil. Yeterinden fazla delil de var. Yeni cezamıza göre kimsenin delil toplama yetkisi yok. Siz delil koyarsanız bunu mahkeme kabul etmez. Delilin yerini söylersiniz, savcı gider onu bulur. Ben delillerin yerini söylüyorum. Savcı gidip bulacaktır.
7 Aralık 2009 tarihli mahkeme kararındaki telefonlar benim tarafımdan kullanılmaktadır. Ancak iki öğrencinin adına burada sahte isimlerle karar verilmiştir. Bir gün sorarlarsa, ben yerlerini söylerim.
Benim dilekçelerimi de okursanız, ben bunları hem Adalet hem de İçişleri Bakanlığı'na sundum. Orada bunlar yazılı. Sayın Adalet ve İçişleri Bakanlığı’mızın ben bu konuda istekli olduklarını da hissettim. Ancak 8 aya kadar bir inceleme yapılmadı. Bu tip işlemler savcılarla halledemezsiniz. Bu bir kamu göreviyle ilgilidir. Bu görevlerin yüzde 95’i kamu göreviyle ilgilidir."
Delil toplama işinin müfettiş ve savcıların görevi olduğunu vurgulayan Avcı, "Tek başına bunu müfettiş ve savcı da halledemez. Buraya çoktan müfettiş atanması gerekiyordu. Bu denetleme yapılması lazım" diyerek şunları söyledi:
"Her şey çok kolay değildir. Bu cemaatin çok basit gibi gözüken faaliyetlerini biranda durdurmak kolay değildir. Ancak birde görünmeyen insanlar vardır. Bu cemaati engellemek kolay değildir. Ben bu işi biraz bilen bir insan olarak, bu göründüğü kadar kolay değildir. en önemli şey cemaatin kendisine rol biçmesi gerekir. Cemaat kendine yönelik faaliyetleri yapması lazım. Onlar polisin askerin adliyenin içine girerek bir yere varamazlar.

FETHULLAH HOCA'NIN HABERİ VAR
Fethullah Gülen Hoca, emniyet-asker içindeki örgütlenmeden haberdardır. Ancak oradaki insanların iftiralarını büyüttüğü konusunu bilmeyebilir. Ancak oradaki faaliyetlerden haberdardır. Eğer biraz araştırırsa bunu görecektir. Müdahil olur diye düşünürüm. Ben oldukça basitleştirerek anlattım. Bazı insanlar benden daha iyisini biliyorlar. Bu daha önce de söylenmişti. Ben iddialarımda bulunurken teker teker oraya koyduğum dökümanlar var, koymadıklarım var. Ben komplo teorisine hiçbir zaman inanmam. Buradaki olaylar ipuçlarının hepsi net var. Onu görmek mümkün."
Cemaatin pek çok taraftarını tanıdığını, dostluğunun olduğunu da ifade eden Avcı, "Bu cemaatte olsa, devletin sistemini kimsenin müdahale hakkı yoktur. Buradaki olay çok farklı. Hiç öyle hafife alınacak, basite alınacak bir olay da değil. Bu devletin geleceğiyle ilgili düşünen herkesin hayatının sıkıntıda olduğunun farkındayım. Yoksa ben cemaatin, Fethullah Hoca’nın yanlış yaptığına değil bir çok yararlı iş de yaptığına inanıyorum" dedi.

 "10 NİSAN'DA ÇIKMASI PLANLANIYORDU" 
Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, kitabının basım için teslim edildiğinde henüz bir referandum konusunun söz konusu olmadığını ifade ederek, "10 Nisan 2010'da çıkması planlanıyordu. Ama redaksiyon işleri uzun sürdüğü için bu zamana sarktı. Ben kitabı basımevine teslim ettiğimde referandum söz konusu değildi" dedi.
NTV'de canlı yayına katılarak kitabıyla ilgili soruları yanıtlayan Avcı, cemaatin görevinin asker ve polis içinde faaliyet göstermek olmadığını vurgulayarak şöyle konuştu:
"Herşey çok da kolay değildir. Cemaatin asker ve polis içerisindeki faaliyetlerini durdurmak kolay değildir. Hal ve davranışları belli olan insanlar vardır. Belki iki tayinle bu iş halledilecek gibi görünüyor ama bu göründüğü kadar kolay değildir. Tabiki cemaatin kendisine rol biçmesi lazımdır. Çünkü cemaatin görevi bu değildir. Onlar askerin, polisin, adliyenin içerisine girerek bir şey düzeltemezler. Gizli bir faaliyetle bu işlerin içine karışırsanız bir çok insana hayatı zindan edersiniz."
Fethullah Gülen'in büyüyen cemaatin yapısını artık çok fazla kontrol edemediğini söyleyen Avcı, "Gülen Hoca, emniyet, asker ve jandarma içerisinde örgütleme olduğundan haberdardır. Ancak oradaki insanların örgütsel faaliyetlerini bilmiyordur. Teferruattan haberi yoktur söylediğim gibi, umarım bundan sonra müdahil olur. Kitabı biraz araştırır ve sorgularsa bunları görecektir" dedi.

"BENDEN DAHA İLERİSİNİ BİLENLER VAR"
Kitabı yazarken çok sadeleştirdiğini vurgulayan Avcı şunları söyledi:
"Tersine ben bu kitabı sadeleştirerek yazdım, bildiklerimi sadeleştirdim. Bazı insanlar benden daha ilerisini biliyorlar. Zaten oraya koyduğum bir döküman var, koymadığım dökümanlar da var. Ben komplo teorilerine hiç inanmam. Bunlar komplo teorisi değil, ipuçları çok var. Ben cemaatlere karşı değilim. Cemaatlerin büyük bir kısmını tanırım. Aralarında arkadaşım da vardır. Ama bu devletin sistemini bozmaya kimsenin hakkı yoktur. Mesela cemaatlerin eğitim faaliyetlerinin çok faydalı olduğunu da biliyorum. Ama bu olay çok farklı. İyi bakıldığında devletin geleceğiyle ilgili büyük sıkıntılar yaratacak bir durum bu."
Kitabı 2009 Mayıs ayında yazmaya başladığını açıklayan Avcı, 10 Nisan 2010 tarihinde çıkması için yayınevine teslim ettiğini söyledi. Ancak redaksiyon işlemleri nedeniyle bu tarihe sarktığı vurgulayarak zamanlama eleştirilerini haksız olduğunu kaydetti. Avcı şöyle konuştu:

"KİMSEYİ HEDEF ALMIYOR"
"Burada bir yanlışlık var ben bu kitabı 2009'un yılı mayıs aylarında yazmaya başladım. Benim niyetim 10 nisan polis bayramında çıkmaktı ama redaksiyon işleri çok uzun sürdü ve yetişmedi. Ayrıca ben bu kitabı yazdığım zaman ne anayasa oylaması vardı, ne YAŞ vardı. Eğer bu kitap tarafsızca incelenirse kimseyi hedef almıyor. Devleti bir bütün halinde ele alarak yanlış şeyler olduğunu ve düzeltilmesi gerektiğini vurguluyor. Benim çok önem verdiğim 'Güneydoğu olayının' iyi yönetilmediğini ve bunun ele alınması gerektiğini anlatıyor. Yani ben devletin güvenlik sisteminde iyi yürümeyen kısmı gösterip, bunun için daha iyi neler yapılması gerektiğini gösteriyorum. Ben bunların düzeltilmesinden yana olduğum için tavsiye yapıyorum. Yani kimse hedef değil orada."

"KİMSEDEN GÖREV TALEP ETMEDİM"
Geçmişte sıkıntılı günler yaşadığını hatırlatan Avcı kimseden görev istemediğini vurgulayarak şu açıklamaları yaptı:
"Şimdi olaya iki boyutta bakalım... Benim geçmişte Susurluk'ta ifade verdikten sonra geleceğimin bittiğini düşündüm. Sonra, Deniz Kuvvetleri'nde ifade verdim. Ben orada ifade verirken de tutuklanacağımı düşündüm. Ama şans yaver gitti, Allah korudu... Bugün de bu ifadeleri vererek başıma neler gelebileceğini görebiliyorum. Yakın vadide rüzgarın ters döneceğini de düşünmüyorum. 34 yıllık meslek hayatım boyunca hiç bir kimseden bir görev talep etmedim. Ama şu var ben çok görevi reddettim. Derece ile bitirdiğim için okulu Mersin'i talep ettim. Sonra Güneydoğu'da görev aldım. İstanbul'a çağırdılar, gittim. İstihbarat başkanlığına çağırdılar, gittim. Kaçakçılık Daire Başkanlığı için çağırdılar gittim. İçişleri Bakanı Atalay çağırdı Edirne'de kalmak istedim. Ünvansız bir görev istedim, oğlum Ankara'da yaşadığı için. Eskişehir'i de kendim istemedim. Görevlendirildim de gittim. 1997'de 'Televizyona çıkıp konuştum böyle istihbaratçı olmaz, beni görevden alın' diye dilekçe verdim. Gümrük Teşkilatında müdürlük teklifini yapan Bakan Hayati Yazıcı'yı reddettim.
Ben hiç bir göreve talip olmadığım gibi hiç kimse için hesaplaşmaya da girmedim. Emin Arslan olayında savcı 2 saatte 7 klasör evrakı okumuş görünyor. Bu mümkün değil. O kadar aleni, o kadar açık bir durum var ki. Cemaat tek merkezden propaganda ile karalama kampanyası yapıyor. Benim üzüntüm, bir zaman dostum dediğim insanların, Cemaate yakın duran insanların hak hukuk gözetmeksizin karalama yapmaları."

"İSTENİRSE TÜM KANUNSUZ DİNLEMELER TESPİT EDİLEBİLİR"
Son dönemde yapılan pek dinlemenin 'telefon cihazının imeil numarası' üzerinden yapıldığını, bunun hukuksuz olduğunun altını çizerek şöyle devam etti:
"Ben 1997'de ayrıldım istihbarattan. Benim dinlendiğim olayı ele alalım. Kimsenin bilmediği bir numarayı dinliyorlar. Benim Emin Arslan olayındaki tavrımdan dolayı hedef seçildiğim ortada. Bilgisayar sisteminden benim numaram tespit ediliyor. Benim aleyhime şantaj amaçlı bilgi toplanıyor. Yetmiyor, basında birilerine pervasızca haber veriliyor. Biz Hanefi Avcı hakkında bilgi topluyoruz diye. Bir çok kişi hakkında böyle telefon dinleme olayları ortaya atılıyor. Filan kişinin falan kişiyle konuştuğu internete düşüyor. Üç yer var Türkiye'de birinden biri tarafından yapılmış dinlemelerin kayıtları. Bulup çıkartmak lazım bunları. GSM şebekelerinde devlet dışında kimse dinleme yapamaz.
Herkesi dinlemek mümkün değil. Ama istenen herkes dinlenebilir. Hükümet üyelerinin dinlenip dinlenmediğini bilmiyorum. Ama hedef seçilen herkes dinlenmektedir Türkiye'de. Önce insanlar dinlenmiş, ardından bir ihbar mektubu hazırlanmış. Öyle ihbar mektupları var ki, imzasız mektuplarla 20 kişinin bir yılda toplayacağı malzeme var içinde. Tahmin ediyorum benim için de böyle bir hazırlık var işin içinde."

"SİMON AÇIKLAMASI"
Kitabın adında geçen Simon'un bir terör örgütü mensubunun kod ismi olduğunu söyleyen Avcı, ayrıca herkesin dinlenmesininde mümkün olmadığını hatırlattı. Avcı şöyle devam etti:
"Ben dinlendiğimi öğrendim. Zaten hiçbir hareketimde gizlilik yok. Benim isyanım şahsım namına değil. Benim kadar şanslı olmayanlar için sesimi çıkartıyorum. Ben tedbirimi alırım. Ama benim gibi yüzlerce insan dinleniyor. Ben beni dinleyenler hakkında isimlerini de yazarak davacı oldum. Bunlardan biri benim geçmişte çok yakınım olan bir isim. İnsanlar önceleri çok normal iken, bu cemaatin, örgütün içine girdikten sonra, örgütün disiplinine dahil olunca farklı davranıyor.
İnandığı ilkelerin peşinden giden insanlara karşı benim sempatim vardır. Simon PKK'nın içindeki bir militandı. Kardeşi de örgüt üyesi. Masum olduğunu bildiği halde, örgüt emirlerine uygun davranıp kardeşini yargılıyor. Hepimiz bu hayatı yaşıyor. Kimimiz devlet, kimimiz örgüt, kimimiz cemaat içinde emirlere uyuyoruz.
Şöyle düşünmek lazım devletin görevleri bazen dışarıya farklı gözükür ama içeride farklı konuşurlar. Devletin bu iddiaların üzerine gideceğini biliyorum. Bunun idari boyutunun bakılması ve savcı önüne konulması lazım. Burada herkesin görev alması lazım. Hükümet bu sistemin sorumlusu, bu sisteme yeterli müdahale edilmez ise kendileri de gelecekte zarar gçreceklerdir. Eğer araştırılırsa benim bu kitabın 5 katı bilgiler çıkar."

"HERKES KOMPLO ÜRETİYOR"
Devlet ile anlaşarak bu kitabı çıkardığı yönündeki iddialara gülen Avcı, "Herkes komplo üretiyor" diyerek, "Susurlukta da dediler ki, 'Bunu şu güç konuşturdu, bu güç konuşturdu'. Ben bunu kendim istediğim için yaptım. Yakınlarımın da kendimin de zarar göreceğini bilerek yaptım. Samimi bir tahkikatın yapılacağını inanırsanız eğer, bir çok tanık gelir ve açıklama yapar" dedi. Avcı, kendisine destek veren Doğu Perinçek ile aynı noktaya geldiklerini düşünmediğini vurgularken, "Benim geçmişim malum. Aslında aynı noktaya gelmedik. Ben Ergenekon gibi mevcut yönetimi baştan atmaya çalışan herkese karşıyım. 28 Şubat benzeri uygulamaların karşısındayım. Ama bunları yaparken hukukun da harekete geçmesini istiyorum" diyerek Ergenekon konusundaki düşünceleri de şöyle anlattı:

"BİR SAVCIYI MAKAMINDA TUTUKLAMAK DOĞRU DEĞİL"
"Ergenekon konusundaki tahkikatlar dürüst yürümüyor. Mesela bir savcıyı makamında tutuklamak doğru değildir. Ergenekon'da yöntemde pervasızlık ve hedef seçme tavrı var. MİT'e baskın yapamazsınız. Bunun kurumları var, şekli var. Bir suç varsa verirsiniz müfettişlere, yetkili kişilere gereken herşeyi yaparlar. Eskişehir'deki arama için Erzurum'dan yetki alamazsınız. Ben yıllarca tahkikat yürüttüm. İşlem yapacağımız her ilden ayrı ayrı izin aldık. Bunlar hukuka uygun değil."

HANEFİ AVCI "HÜKÜMET İÇİN DE BİLGİ TOPLANIYOR" 
Kitabı kimse için değil, kendi vicdanı ile yüzleşmek için yazdığını vurgulayan Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, hükümetin bu sisteme müdahele etmesi gerektiğini vurgulayarak, "Bu sistem herkes hakkında her an bilgi topluyor. Gelecekte bugün görevde olan hükümet için de bilgi toplanıyor. Hükümet araştırırsa bu kitabın 5 katı bilgi çıkar" dedi.
Avcı hükümetin bazı görevlilerin tavrını anlayamamış olabileceğini ima ederek, "Devlet görevlileri içeri farklı, dışarı farklı tavır takınabilirler. Ben içeride farklı davranacaklarını düşünüyorum. Devlet en ciddi sorunları askere, polise emanet edip geri çekildi. Ben bu olayın sadece adliyeye yansıtılması gerektiğini düşünmüyorum" diyerek hükümetin bu sisteme mutlaka müdahale etmesi gerektiğini söyledi. Avcı şöyle devam etti:
"Ben geçmişte de yaşadım. İnsanların vicdanları ile hareket edebileceğine kimse inanamıyor. Ben bunu vicdanım ile hesaplaşarak yaptım. Kimsenin sözcüsü değilim. Dürüstçe hareket etmek için yaptım. Şu andan itibaren cemaatin yaptıkları alenidir. Bunun tarafı olanlar çok daha fazlasını biliyorlar. Ben inanınyorum ki benden çok bilenler de var. Samimi bir tahkikata inandırırsanız insanları gelir konuşurlar. Tahkikatlar göstermelik olursa kimse gelmez.

"ERGENEKON DAVASINA ÇOCUKLAR BİLE GÜLER"
Askeri vesayetin, Ergenekon gibi hukuk dışı yöntemlerle de Susurluk gibi çetelerin de karşısındayım. Ama hukuk doğru çalışsın istiyorum. Askeri cesayete karşı tavrımı net koydum. Ama bugün hak hukuk doğru işlemiyor. Suçlu diye herşeyi yapamayız. İnsanlara iftira atamayız. Yargılanan insanlar suçlu olabilir. Hatta bildiğimizden daha çok da suçları olabilir. Ama siz çocukları bile güldürecek suçlamalarla PKK'yı DEVSOL'u Ergenekon kurdu diyemezsiniz.
Yöntemlerdeki pervasızlık, suçlu ilan edilen insanlar için delil oluşturmak benim eleştirdiğim. Kim olursa olsun Hukuka uygun araştırma yapılsın. Muhafazakar kesimler 28 Şubatta mağdurdu, askerler zulmediyordu. Bugün muhafazakar kesim zulmediyor, başka kesimler mağdur oldular.
Danıştay Saldırısı olayında saldırgan ile Ergenekon arasında bir bağlantı kurarsanız herkesi Ergenekon'a bağlayabilirsiniz. Ergenekon'a silahlı saldırı yapabilen bir örgüt havası verilmeye çalışılıyor. Dink meselesinde Türkiye'de öyle bir ortam yaratıldı ki, eylem yapacak hale geldi bir takım insanlar. Savcılar mermileri veren kişiye kadar herkesi ortaya çıkardı. Ama şimdi deniliyor ki örgüt ile ilişkili. Burada zorlanan ne? Her olay örgüt değildir. Deliller varsa soruşturma oraya doğru gider. Ama yoksa delil üretilemez."

"NEDEN DAĞA ÇIKTIN DİYE SORMAK LAZIM"
Kitabıda Öcalan ve Güneydoğu sorununa ilişkin yazdıklarına yönelik soruları da cevaplayan Avcı, olayın mahkemelere sevk edilerek çözülmesinin mümkün olmadığını ifade etti. Avcı şunları söyledi:
"Güneydoğu olayı o kadar büyüdü ki, sorunu adliye ile mahkemeler ile çözmek mümkün değil. Sorun Kürt sorunu mu Terör sorunu mu? Sorunu önce muhattabına sormak gerekiyor. Neden dağa çıktın, neden savaşıyorsun diye sormak lazım muhattabına. Sorunu çözme yollarından birisi Öcalan'ın ceza süresinin kısaltılması olabilir. Ben bu örgütün ilk çıktığı zamanı biliyorum. Bağımsız devlet hedefinden de federasyondan da vazgeçti. Kültürel taleplerden söz ediyor artık Öcalan. Bu dönüşüm korkunç bir şanstır. Ben güneydoğu'da çalıştım. Öcalan'ın yumuşak ifadesi kadar yumuşak bir ifade yazmak mümkün değildir. Türkiye bu fırsatı değerlendiremedi. Güneydoğu sorununu dövüşsek de kavga da etsek kendi insanımız ile konuşarak çözebilirdik. Bu olayların bu hale gelmesinde günah sadece Öcalan'da değil, devlette, poliste, askerde de var."

"VİCDANI HAKİM KILMAK GEREKİYOR"
Kendisine tepki gösterecek çok insan çıkacağını bildiğini vurgulayan Avcı, "Ama şu önemli. Bugün Batı ülkelerinde başınıza bir şey gelmeyeceğinden, iftiraya uğramayacağınızdan eminsinizdir. Ama Türkiye'de bu yok. Türkiye'ye iyilik yapmak isteyenler halkın kalbine bu düşünceyi hakim kılmalı. Bu operasyonlar ile yapmak mümkün değil. Vicdanınızı aklınızı dinlemek gerekir diye düşünüyorum" diyerek yazmaya devam edebileceğini kaydetti.

"Tahmin ettiğim kadarıyla başlangıçta bu kadar rağbet düşünülmediği için şu an kitap bulunamıyor. Önümüzdeki günlerde kitap her yerde bulunabilecek.

Şu andaki görevimden merkeze atanmak için İçişleri Bakanlığı'na başvurdum. Dilekçeyi tamamen kendi isteğimle verdim, kendi tarafsız irademle bu başvuruyu yaptım.

Susurluk sürecinde epey sıkıntı çektim ama bugün geldiğim noktada çok da şikayetçi değilim.

Yazdığım kitap nedeniyle "Dünyadaki cehennemi yaşatırlar" sözü şu an gerçekleşmedi henüz ama yıllar sonra bile beni izleyebilirler, aleyhimde hava oluşturabilirler. Bunu tahmin edebiliyorum.
Yükleniyor...