TERS CEPHE\'DE KILIÇLAR ÇEKİLDİ!

Kanaltürk\'te yayınlanan \'Ters Cephe\' bu hafta da karşıt görüşlerin savaşı yaşandı. İşte programda konuşulanlar

28 Şubat 2010 Pazar 00:20
http://www.medyameclisi.com/
Sami Dadağlıoğlu’nun moderatörlüğünü yürüttüğü Kanal Türk’te yayınlanan “Ters Cephe” programında bu gecenin tartışma konusu emekli korgeneral Metin Yavuz Yalçın’ın ses kayıtları üzerine bina edildi. İlk konuşmacı gazeteci Fikri Akyüz, Türkiye’deki siyasi sitemin tartışılması gerektiği ve genelkurmay başkanına protokolde başbakandan sonra gelmesinin Türkiye’deki vesayet rejiminin en basit delili olduğunu belirtti. İkinci konuşmacı Prof. Dr. Ümit Özdağ, son günlerde yaşananların Türkiye tarihinde bir ilk olduğunu belirterek; Ankara ayağı olmadan İstanbul merkezli bir darbenin olmasının teknik olarak mümkün olmadığını delilleriyle ortaya koydu. Özdağ, “O dönemde Kara Kuvvetleri Komutanı Kurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’du; eğer böyle bir darbe plânı olsaydı içerisinde Başbuğ’un da olması gerekirdi” dedi. Özdağ konuşmasını şu şekilde sürdürdü: “Son yapılan zirvede cumhurbaşkanının başbakanla yalnız görüşme yapamaması ve tarafların çantayla gelmesi bir başka kopuşun ifadesidir. Genelkurmay Başkanının dinlenen bir konuşması yayınlandı, başbakanın dinlenen konuşması yayınlandığı zaman yayınlayan hapse giriyor, ancak Genelkurmay Başbakanının konuşmasını yayınlayanlara hiçbir şey olmuyor. Ayrıca Başbuğ’un konuşmasını dikkatli olarak dinlerseniz, arada bazı bölümlerin eksik olduğunu görürsünüz.”  Üçüncü konuşmacı Rasim Ozan Kütahyalı, “Genelkurmay Başkanının konuşmasının yayınlanmasına karşı olduğunu, kimin konuşması olursa olsun bu tür faaliyetler ahlâksızlıktır” dedi.Kütahyalı konuşmasını şöyle sürdürdü: “Benim için önemli olan generallerin tutuklanabilmesi, haklarında sivil yargının kovuşturma yapılabilmesidir. Türk generali değişmek zorundadır. Türk generali kendisini devlet olarak görmekten vazgeçecek, sivil iktidara bağlı olduğunu anlayacaktır. Subaylar sosyal hayatın içine girmek zorundadırlar. Sonuç olarak yeni bir Türkiye doğuyor. Herkese dokunulabildiği yeni bir döneme girilmelidir.” Dördüncü konuşmacı Ümit Zileli, yapılmış olan son kamuoyu yoklamasında TSK’ya olan güven ortalamasının % 77 iken siyaset kurumuna olan güvenin % 19 olduğunu belirtti. Zileli “Balyoz” Darbe Plânı’na kesinlikle inanmadığını açıkladı. 5000 sayfanın bu kadar kısa sürede incelenerek evrakların gerçek olduğunun ilân edilmesine inanmadığını, TÜBİTAK, Adli Tıp ve Emniyet’e güvenmediğini belirtti. Zileli, “Genelkurmay kendisi açıklasın, ancak o zaman güvenirim” dedi. Bunun üzerine Fikri Akyüz de Yargıtay Başsavcısı’na güvenmediğini belirtti. Zileli konuşmasını şöyle sürdürdü: “Plânda en önemli işleve sahip olan o dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı E. Orrg. İbrahim Fırtına’nın Emniyet’ten serbest bırakılması çok manidardır. Özden Örnek’in yazdığı günlükler yüzünden pek çok kişi içeride yatarken onun da serbest bırakılmasını anlayabilmiş değilim.” Zileli İspanya’nın darbecileri nasıl temizlediğini anlatarak “Türkiye’de olay aynı minvalde yürütülmelidir, ancak bizde bir linç mantığı uygulanıyor” dedi. Zileli Türkiye’nin oynanan bu senaryoların ardında “dinci bir faşizme” götürüldüğünü açıkladı. Zileli, \"Silivri sü Söz alan Ümit Özdağ; darbe yanlısı olmadıklarını, darbelere hoşgörüyle bakmadıklarını söyleyerek darbelere iki açıdan baktığını belirtti ve anlattı. Bilim adamı olarak ne olsaydı darbe olmazdı diye iç ve dış dinemiklerini incelediğini, bunu ders olarak işlediğini söyledi. 2. Vatandaş olarak baktığını ve milletin kendi kendini idare edebilecek kabiliyette olduğunu, zaman zaman siyasetçiler bu olgunluğu göstermeseler de buna inandığını söyleyerek kendine saygısı olduğunu hiç bir askerin kendisinden daha akıllı olmadığını ve askeri esayet da talep etmediğini böyle bir şeye ihtiyaç olmadığını ancak odudan intikam alırcasına yargısız infaz eden zihniyetle yaklaşılmasına da krşı olduğunu belirtti. Orduya bu şekilde yaklaşılmasının meslek hissini oldüreceğini savunan Özdağ, Güneydoğu\'da subaylara yapılan ağır eziyet, hakaret ve işkencelerden örnekler vererek beş bin şehit vermiş olan ordunun iktidar tarafından hedf alındığını, PKK ile mücadelede temayüz eden herkesin üzerine gidilerek ordunun mücadele azminin kırıldığını iddia etti. Son zamanlarda opersyonların azalması konusunu bir tümgeneralin PKK ile anlaşamayan iktidarın ne kadar subay assubay ve general varsa çete suçlamalarıyla gözaltına alındığını, bunun sisatemli yapıldığı algısını anlatarak bu algının çok tehlikeli olduğunu, şuyuunun vukuundan daha tehlikeli olduğunu anlattı. Balyoz iddiaları bir an için doğru kabul edilse bile akıllı bir siyasi iktidarın bunun üzerine gitmeyeceğini ama meselenin demokratikleşmeden çok orduyu yıpratma stratejisi olduğunu söyledi. Rasim Ozan Kütahyalı, PKK\'nın bir içtehlike olduğunu ve bu sebeple TSK\'nın bu tehdide karşı kullanılmaması gerektiği kanaatiyle bu savaşın asıl TSK\'yı yıpratan unsur olduğunu savundu. Genelkurmay\'da hakim olan egemen zihniyetin çok tehlikelki bir zihniyet olduğunu; dindar, kürt, alevi gibi kendi kimliğini öne çıkaran herkesin düşman görüldüğünü iida etti. Fikri Akyüz, vicdanlı ve haysiyetli bir adamın bu zihniyeti kınaması gerektiğini, bu çok yanlış zihniyetin TSK\'nın tamamına ait olmadığını söyledi. Kütahyalı ve Akyüz\'ü doğrular mahiyette bir VTR yayımlanınca Ümit Özdağ söz aldı ve konuşan kişinin TSK\'nın zihniyetini yansıtamayacağını, bu zihniyetin Atatürk\'ün zihniyeti olmadığını, 12 Eylül\'den sonra peygamberin kabrini yıkmak isteyen Suudilere Atatürk\'ün yazdığı mektup ortaya çıktığında cuntanın bu mektubu telaşla sakladığını belirtip, bu kaydın gizli,ce alındığını bu sözlerin de bu adamın da yanlış olduğunu savundu. Askere karşı PKK ile mücadelesinden ötürü psikolojik bir harekat olduğunu, günlerce medyada ölüm kuyularından bahsedilmesine rağmen bu kuyulardan sadece kuş kemikleri çıktığını, insan kemiği de çıkmasının muhtemel olduğunu söyleyen Özdağ, 17 bin fail-i mechul iddialarının da çok abartılı olduğunu eğer öyleyse günde 54 kişinin öldürülmüş olması gerektiğini anlattı. rgünleri\"ni Malta Sürgünleri!ne benzeten Baykal çok doğru söyledi tebrik ederim deyince Fikri Akyüz bu benzetmenin hakaret olduğunu ve asla kabul edilemiyeceğini, devletin hakim ve savcılarının işgalci İngilizlerle bir tutulduğunu ileri sürerek itiraz etti.
Yükleniyor...